Dünyayı anlama ve anlamlandırma biçimlerinden biri olan bilimin, modernizmle birlikte oturduğu iktidar koltuğunu tartışıyor. Bilim tek yol mudur? Batı biliminin henüz tam olarak nüfuz etmediği kültürde ve zamanlarda yaşayanlar, hayatın önlerine koyduğu sorunları aşıp ayakta kalmamışlar mıydı? Daha sonra da kalamazlar mıydı? (Bu soruya bugün, yani onların öz kaynakları ve kültürleri tahrip edilmişken olumlu yanıt vermek zordur belki. Soru, bunun kimin eseri olduğudur...) Bilimi Bilim yapan, yani bilimin söylediğini tek doğru derecesine yükselten, bunun böyle olduğuna bizi ikna eden nedir? Akla yatkınlığı mı? Deneyle ispatlanabilir olması mı? İyi sonuçlar alması mı? Kısaca bilimin yöntemini; akılcılığı, onun kullandığı araçları sorgulayarak ezberimizi bozuyor Feyerabend. Peki Batı biliminin, akılcılığı yöntem olarak kullanmaktan başka şansı yok mudur? Elbette vardır: Bilimsel devrimler söz konusu olduğunda yani paradigmanın değişikliğe uğradığı sıçrama anlarında, akılcılığın nası..
İlk sahibinin künyede isim bilgisi var ve kitap şeffaf kaplanmış, yeniden farksız. Yunanlar mitlerine inanmışlar mıydı? Yunanların, bize aklı anlatan bu bilge ataların, titanlara, kikloplara, kahramanlara inanmaları mümkün mü? Varsayalım ki Minatoru şairlerin uydurması olarak düşündüler, peki Theseusun varlığından da şüphe ettiler mi? Veyne, bu sorular çerçevesinde hakikatin konumuna dair etkileyici bir soruşturmaya girişiyor. Mitlerin doğasını, onların kabul ediliş şekillerini, doğru kabul edilmeleri için gereken ölçütleri inceliyor. Süregelen bu anlatıların tarihle olan bağlarını sorguluyor. Paul Veynein araştırmanın ne demek olduğunu bilen gerçek bir tarihçi olduğu doğru, ama aynı zamanda doğru ile yanlış arasındaki oyunların tarihinin oluşturulması istendiği zaman girilen labirenti de biliyor. Bugün, hakikatin tarihi hakkında sorular sormak, bütün düşünce için geçerli olan böyle bir tehlikeyle yüzleşmeyi kabul etmek oldukça nadir rastlanan bir durum. Michel Foucaul
Yazar: Pau..